|
Sporcular, fiziksel antrenmanların yanında psikolojik
antrenmanlardan da yararlanmaktadırlar.Psikolojik antrenmanlar,
genellikle,fiziksel antrenmanlardan daha az kullanılmaktadır. Biz bu
yazımızda psikolojik antrenmanların içinde az bilinen ya da daha da
az kullanılan yöntemlerden söz edeceğiz:
Fiziksel bir eylem yapmadan sadece zihni kullanarak belli bir amaca
yönelik (bilinen bir hareketin geliştirilmesi ya da yeni bir
hareketin öğrenilmesi olarak yapılan hazırlık çalışmasına
"zihinsel antrenman" denir.
Zihinsel Antrenman, Eberspacher'e göre üç bölümde ele alınır(1):
1-Kendi kendine konuşma (subvokal) antrenmanı
2-Gizli algı antrenmanı,
3-Kendini hayal Etme (ideomotor) antrenmanı.
Kendi kendine konuşma antrenmanı: Sporcu belli bir hareketin
nasıl yapılması konusunda zihinsel olarak kendisiyle konuşur.
Gizli algı antrenmanı: Burada sporcu, idealize ettiği bir
sporcuyu (şampiyonu vb.) belli bir hareketi yaparken zihninde
canlandırır, hayal eder.
Kendini hayal etme (ideomotor)antrenmanı: Sporcu, kendisinin
belli bir hareketi yaptığını tasar/ar ve o sırada tüm ayrıntıları
gözden geçirerek eksiklerini belirler.
Zihinsel antrenmanın bir hekim,psikolog ya da antrenör yardımıyla
yapılabileceği de düşünüldüğünde,kanımızca üstteki maddelere dış
yardımlı zihinsel antrenman hatta grup / takımın tamamıyla aynı anda
da yapılabilecek olan toplu zihinsel antrenman ayrımını da eklemek
gereklidir.
Dünyadaki çeşitli Zihinsel Antrenman örneklerini şöyle
sıralayabiliriz:
Eski bir NASA araştırmacısı olan Dr. Charles A.Garfield (*),
imgeleme (hayal kurma) ve fiziksel performans arasındaki ilişki
üzerine Sovyetler'in araştırmalarından söz etmektedir.
Bunlardan birinde, dünya sıralamasındaki bir Sovyet atletizm takımı
dört gruba ayrılmıştır:İlk grup eğitim süresinin tamamını eğitimle
değerlendirmiştir.İkinci grup bu sürenin % 75 'ini eğitimle
değerlendirmiş, kalan%25'lik süre içinde ise imgeleme yaparak sporda
yapabilmeyi istedikleri hareketleri ve elde etmek istedikleri
başarıları tam olarak zihinlerinde canlandırmıştır.Üçüncü grup
eğitim süresinin %50'sini eğitime, diğer % 50'sini imgelemeye
ayırmıştır.Dördüncü grup ise bu sürenin %25'ini eğitime, % 75 'ini
de imgelemeye ayırmıştır.
Bu dönemin sonunda, olimpiyat sonuçlarında, New York, Lake
Placid'deki, 1980 Kış Olimpiyatları'nda uygulamadaki en büyük
başarıyı dördüncü grup gösterdi ve onları sırasıyla üçüncü, ikinci
ve birinci gruplar izlemiştir(2).
Avusturyalı psikolog Alan Richardson, basketbol oyuncularıyla
yaptığı çalışmalar sonunda buna benzer sonuçlar elde ettiğini
bildirmiştir:
Üç ayrı grup basketbol oyuncusunun serbest atış yeteneğini
incelemiş, sonra ilk gruba günde yirmi dakika serbest atış çalışması
yapmasını söylemiştir.
İkinci gruptan hiçbir çalışma yapmamasını isteyen Richardson, üçüncü
gruptan da, günde yirmi dakika boyunca, kusursuz serbest atışlar
yaptıklarını düşünmelerini istemiştir. Richardson'ın elde ettiği
sonuçlara göre, hiçbir şey yapmayan grup - doğal olarak hiçbir
gelişme göstermemiştir. Ilk grup % 24'lük bir gelişme göstermiş ama
üçüncü grup yalnızca imgeleme gücüyle % 23'lük gelişme göstermiştir
ki; bu hemen hemen antrenman yapan grubun başarısıyla
eşdeğerdedir(3)
"Bu zihinsel (mental) eğitimin özünde, psişik olarak kendi kendini
kontrol etmek yatar. Atletler gevşeme ve zihinde canlandırma
tekniğini kullanmışlardır. Bu çalışmada bir atlet, performansını
zihinsel (mental) olarak prova eder. Örneğin sırıkla yüksek atlama
yapacak biri, dünya rekorunu kıracak bir yüksekliğe kaldırılmış olan
çubuğa zihinsel olarak gözünü diker.
Her ayrıntıyı gözünde canlandırır: Sırığı alması, sıkı sıkı
kavraması, atlamak üzere koşması, çubuğu yere bastırması, bedenin
ağırlığını hissetmesi ve kendisini çubuğuyla başarıyla aşarken
görmesi. "(4)
Rus araştırmacılar bu tekniğe Sinirkas programlaması (neuromuscular
programming) adını vermişlerdir. Bu yönteme göre, sinir sistemi,
gerçek olay ile olayın imajı arasındaki farkı ayıramamakta, böylece
bu zihinde canlandırma süreci, sinir sisteminin belli bir başarıyı
gösterme konusunda eğitilmesine yaramaktadır.
ZİHİN GÜCÜNÜN ÖNEMİ
Yüksek atlama, uzun atlama gibi kısa süre içinde belli bir hareketi
belli bir stilde tekrarlamayı gerektiren spor dallarında yoğun
olarak kullanılan imgeleme yöntemi gittikçe diğer spor dallarında da
kullanılmaya başlanmıştır. Burada beyindeki merkezi sinir
sisteminden kaslara uyarı sinyallerini gitmesi amaçlanır.
1961 yılında Dr.ikai ve Dr.A.H.Steinhaus birlikte yazdıkları "Some
modifying the expression of Human Strength" adlı eserde, hipnoz
etkisiyle uyutularak "çok güçlü oldukları ve bu gücü sonuna kadar
kullanabilecekleri telkini verilen" sporcuların, hipnoz halinde iken
normal zamanlara göre maksimal güçlerinden %30 daha fazla bir
ağırlık kaldırabildiklerini ortaya koymuşlardır(5). O tarihe kadar
antrenman, teknik ve kondisyon özellikleri geliştirilmek üzere
yaptırılıyordu. Ve inanılıyordu ki, teknik ve kondisyon özellikleri
geliştirilen sporcu, maksimal verim gücüne eriştirilmiş demektir.
Bu teorinin Dr.ikai ve Steinhaus tarafından yıkıIması, üstelik % 30
gibi büyük bir kullanılamayan rezervin ortaya çıkışı, bu rezervlerin
nasıl kullanılabilir hale getirileceğini araştırma çabalarını
doğurdu.
O günlerde araştırmacıların en büyük yanılgısı, fiziksel gelişim
için mutlaka fiziksel bir uyarım olması gerektiği inancıydı. Oysa
Dr.ikai ve Steinhaus,fiziksel bir uyarı olmadan da insan
organizmasının verim gücünde artış olabileceğini ortaya atmışlardı.
Daha 1873 yılında Dr. W. B. Carpenter, "ideomotor ve Carpenter Etki
Kanunu" adını verdiği teorisini ortaya koymuştu: "Herhangi bir algı,
o algıyı oluşturan organizmada, o algının gerektirdiği eylemi yapmak
için bir istem oluşturur. Bu istemle yapılan eylem, o algı olmadan
yapılan aynı tip eylemden daha olumlu sonuç verir. "(6)
1967 yılından beri performans yükseltmek amacıyla hipnoz ve
zihinde canlandırma teknikleriyle uğraşan Lee Pulos, "ipnoz ve
ötesi" kitabında şu gözlemlerine yer veriyor:
"Atletlerle çalışmalarım Kanada Kadınlar Milli Voleybol Takımı'yla
başladı. Amaç kişinin tüm fonksiyonlarının geliştirilmesinde
hipnozun kullanılıp kullanılmayacağını belirlemekti. Hipnoz
teriminden çok genellikle" düşünme eğitimi" terimini kullandık.
Takıma posthipnotik(**) telkin verildi, böylece pratik çalışma ya da
oyun sırasında konsantrasyonları yükselecek, rakip oyunculara, topa
ve takım arkadaşlarına odaklanacaktı. Bu posthipnotik telkine ayrıca
şu da eklendi: Dış gürültüler, sesler, dikkati dağıtan düşünceler
geri planda sönük kalacak ve oyun üzerindeki konsantrasyonu
bozmayacaktır.
Takımdaki her bayan sporcuya otohipnoz öğretildi. Çoğu, oyunla
ilgili çeşitli uygulamalarını güçlendirmek için kendi kendine
hipnozu haftada dört beş kezkullandı. Öğretilen tekniğin bir yan
faydası oldu: Sporcuların çoğu öğrenciydi ve otohipnozu ders çalışma
ve okuma üzerindeki konsantrasyonlarını artırmada kullandılar.
Hipnoz sayesinde .çalışma alışkanlıklarının geliştiğini ve her hafta
antrenmana ayırdıkIarı zaman için üzülmelerine gerek kalmadığını
anladıklarında kendilerini voleybola daha çok verdikleri görüldü.
(7)
Lee Pulos, çalışmaları sırasında, Bilinçaltının daha önce edinmiş
olduğu bilginin, performansı nasıl artıracağını da araştırır(8):
"Olimpiyat koşucusu bir kadın atletle çalıştım. Kendisi Mexico
City'de olimpiyat oyunlarındaki bir antrenman koşusunda gayri resmi
100 metre dünya rekorunu kırmıştı. Ama şimdi aynı performansı
yeniden gösteremiyordu ve kendisinden daha düşük seviyede olduğunu
kabul ettiği atletler tarafından geçildiği için formunu kaybettiğini
düşünüyordu. Vancouver'deki Simon Fraser Üniversitesi'ne bağlı
fiziksel dayanıklılık laboratuarında onunla çalışma yaptık. Bir
antrenman aletinin tablasında koşuyormuş gibi varsayılarak bir EKG
cihazına ve solunum hız ve miktarını ölçen spirometreye bağlandı.
Kendisine hipnoz uygulandı, hem start hem de 200 ve 300 metre koşu
çalışmaları için zihinsel (mental) bir antrenmana alındı.
Kaslarındaki görülebilir gerilmelerin yanı sıra, bağlandığı cihaz da
dikkate değer değişmeler kaydediyordu. Solunum hız ve miktarı
maksimum tempodaki bir koşu düzeyindeydi. Kalbi yüzdeyüz on iki daha
hızlı atıyordu. Hayatının en iyi performansını sergilediği Mexico
City'deki o koşuya hipnotik olarak geri dönmüştü. Şimdi koşuyu adeta
ağır çekim izleyebiliyor ve yarışın ayrıntılarını görebildiğigibi
bedenindeki duyumları da hissedebiliyordu. Trans imajinasyonundan
çıkarıldıktan sonr,a neden o derece iyi bir performans gösterdiğinin
ve antrenmanıyla ilgili tüm ayrıntıların hemen farkına vardı. Daha
sonraki yarışmada gelişme gösterdi ve eski formuna kavuştu.
Michigan Üniversitesi Tıp Merkezinden Dr.Howard Shevrin'in
çalışmalarına göre, ekranda saniyenin binde biri kadar bir süre için
gösterilen korku kelimesi bile, kişinin beynindeki elektrodları
etkileyebilmekte, ölçüm araçları beynin yüzeyindeki elektriksel
faaliyeti ve gizli mesaj olarak alınan korku kelimesinin etkilerini
ölçebilmekte ve bir cevap verildiğini kaydedebilmektedir. Shevrin' e
göre, ekrana bakmakta olan kişinin, o kelimeyi gördüğünün farkında
olması şart değildir. Ama zihin onu algılamış ve tepki
göstermiştir(9).
Korkunun sporcu üzerindeki en olumsuz etkisi, konsantrasyonu
bozabilmesi ve sporcunun performansını düşürmesidir. Buna göre
zihinsel antrenmanlara, korkunun önlenmesi veya azaltılmasına
yönelik alıştırmaların da eklenmesinin etkili olacağı kanısındayız.
KAYNAKÇA
(1) ikizler, C. ve Karagözoğlu,C;Sporda Başarının Psikolojisi,
Istanbul, 1997,5.119.
(*) Şu anda California, Berkeley'de Uygulamalı Bilimler Enstitüsü
Başkan'dır.
(2) Charles A.Garfield; Peak Performance: Mental Training Techniques
of the World's Greatest Athletes (New York: Warner Books, 1984),
5.16.
(3) Mary Orser & Richard Zarro; Changing Your Destiny (New York:
Harper & Row, 1989),5.60.
(4) Pulos, Lee; ipnoz ve ötesi; istanbul, 1994, 5.92..
(5) Renklikurt, Turgay; Antrenman ve Fizyolojik Özellikleri,
istanbul, 1973, s.95.
(6) Renklikurt, Turgay; Antrenman ve Fizyolojik Özellikleri,
istanbul, 1973,5.96.
(**) Posthipnotik telkin: Hipnoz seansı sırasında süjeye (hipnoz
uygulanan kişiye), seans sonrasında uygulaması için verilen telkin.
(7) Pulos, Lee; ipnoz ve ötesi; istanbul, 1994, s.100-101.
(8) Pulos, Lee; ipnoz ve ötesi, istanbul, 1994, s. 101-102.
(9) Waitley, Denis.. Kazanmanın Yeni Dinamiği, İstanbul (tarihsiz),
s.81-82.
(11) Dr.Restak, RichardM; The Mind (New York: Bantam, 1988), p. 1
|